Forum istatistikleri
Son Mesajlar
Konu Tarih, Zaman  Yazar Son Yorum Forum
  Bir Fahişenin Ninnileri 02-13, 23:45 meryemle_sohbet meryemle_sohbet Kitap Dünyası
  Derviş’in Kavalı ve Felse... 02-13, 23:27 meryemle_sohbet meryemle_sohbet Felsefe
  AKP'LİYE OY VERMEK MAHŞER... 01-26, 18:54 Jiyan Jiyan Siyaset
  Buda yeni moda tahliye so... 01-08, 02:36 Jiyan Jiyan Siyaset
  ALKOL VE SİGARA YASAKLANS... 01-05, 21:45 Jiyan M.Sidar Haber
  Hayvan Hakları evrensel b... 01-05, 21:44 M.Sidar M.Sidar Evcil Hayvanl...
  Tuz'un Bilinmeyen Faydala... 01-05, 21:41 M.Sidar M.Sidar Sağlık
  Savcı sayan'ın kürt kadın... 01-05, 21:27 Jiyan Jiyan Kadınca
  Selahaddin Eyyubi Kimdir? 01-05, 21:10 M.Sidar M.Sidar Biyografi
  Fizan Neresi? 01-05, 21:04 M.Sidar M.Sidar Bunları Biliy...
  Bambu Ağaci.. 01-05, 21:02 M.Sidar M.Sidar Bunları Biliy...
En Çok Görüntülenen Konular
  Özlem forumda... 367352
  Ozlem Forumda... 193995
  Bu bölümde Şi... 6065
  Ozlem sohbet ... 4763
  Özlem Mırc Sc... 4434
En Çok Rep Alanlar
Jiyan 9
BLueSman 8
Siyah 6
MutLu_Eşek 2
BeRFiN 2
En Çok Mesaj Alan Konular
  umut 23 nisan... 18
  Alay konusu o... 16
  Özlem forumda... 15
  BAYRAGI SON Y... 15
  Ben şebnem 14
En Çok Mesaj Atanlar
Jiyan 583
Beyza 296
Yaren 106
BLueSman 96
HeLLSinG 85
En Çok Teşekkür Alanlar
Jiyan 14
Yaren 14
MarveL 13
Siyah 6
iklim 5
Yeni Üyeler
LesPeri 02-14
meryemle_sohbet 02-13
StephenPer 01-28
EdwardBunty 01-22
RobKipse 01-08

Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Çevrimiçi Forum Ekibi
[-]
Çevrimiçi: 1
Gizli: 1

Çevrimiçi Forum Ekibi
[-]
Çevrimiçi: 1
Gizli: 1

Çevrimiçi Forum Ekibi
[-]
Çevrimiçi: 1
Gizli: 1

Çevrimiçi Forum Ekibi
[-]
Çevrimiçi: 1
Gizli: 1

Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 140
» Son Üye: LesPeri
» Toplam Konular: 912
» Toplam Yorumlar: 1,991

Detaylı İstatistikler

Çevrimiçi:
Toplam: 6 kullanıcı aktif
» 1 Kayıtlı
» 5 Ziyaretçi

Son Aktiviteler
Bir Fahişenin Ninnileri
yazar meryemle_sohbet
02-13-2019, 23:45
Derviş’in Kavalı ve Felse...
yazar meryemle_sohbet
02-13-2019, 23:27
AKP'LİYE OY VERMEK MAHŞER...
yazar Jiyan
01-26-2019, 18:54
Buda yeni moda tahliye so...
yazar Jiyan
01-08-2019, 2:36
ALKOL VE SİGARA YASAKLANS...
yazar M.Sidar
01-05-2019, 21:45
Hayvan Hakları evrensel b...
yazar M.Sidar
01-05-2019, 21:44
Tuz'un Bilinmeyen Faydala...
yazar M.Sidar
01-05-2019, 21:41
Savcı sayan'ın kürt kadın...
yazar Jiyan
01-05-2019, 21:27
Selahaddin Eyyubi Kimdir?
yazar M.Sidar
01-05-2019, 21:10
Fizan Neresi?
yazar M.Sidar
01-05-2019, 21:04

 
  Bir Fahişenin Ninnileri
Yazar: meryemle_sohbet - 02-13-2019, 23:45 - Forum: Kitap Dünyası - Yorum Yok



Dokuz yaşındayken öldü ruhumdaki kız çocuğu; dokuz yaşında kadın oldum ben. Şimdi otuz yaşındayım ve bildiğim oyunları sayayım size; bir bıçağın gölgesine bakarak makyaj yapmak, zengin ve zengin olduğu kadar görgüsüz, görgüsüz olduğu kadar puşt, puşt olduğu kadar bir kadının gözlerine bir kez olsun içtenlikli bakamayan hödük adamlarla sevişip, o adamların yalnızca çüklerini değil, cüzdanlarını da boşaltarak birçok evsiz çocuğu doyurmak ve gökyüzüyle gece üçten sonra dans ederek konuşmak…

FB_IMG_1518370675197.jpg[/url]
 
Evet, ben bir fahişeyim ve bunlar da benim oyunlarım; memnun kalmadınız mı efendim? Fahişelik dışında becerilerim de var benim; meyhanede şarkı söylemek, sokak kedilerine masal anlatmak, ölü dillerden birinde,  mezbahalardaki kuzularla, danalarla, domuzlarla dertleşmek gibi.
 
Bir domuz, canı alındı alınacakken ne fısıldadı bana biliyor musunuz?  “Sarılacağım tek insan sendin, keşke sana sarılabilseydim…”  Egolarınızla, kibirlerinizle,  bencilliklerinizle iyi geçinmeye, övünmeye devam ediniz lütfen; size bakınca bir boşluk gördüğüm için,  nasıl kadın olduğumu anlatacağım bitimsiz bir boşluğa…
 
Ben ilk kez dokuz yaşımda yastığıma boya kalemleriyle belli belirsiz bir ev resmi yaptım ve resmin üzerine şunu yazdım; “bu evde hiçbir erkek hiç bir kadına fenalık yapmıyor…”  “Şiddete uğramışsındır” diyeceksiniz, “tecavüz etmişlerdir sana” diyeceksiniz, “kabuslarla uyanıyorsundur” diyeceksiniz…
 
Yanılıyorsunuz maalesef; bana ilk kez dokuz yaşında değil, on iki yaşında tecavüz ettiler, tamam mı! Dokuz yaşında anneme tecavüz edildiğini gördüm; babamdı bunu yapan. Annem korkudan sesini bile çıkartamıyordu ve ben çığlık çığlığa kalmıştım, “bırak kadını!” diye. “O senin annen ” dedi babam öfkeyle, “o benim helalim” dedi, “siktir git odana!” dedi.
 
İlk kez kendi başıma süt ısıtıp içtim o gece ve süt  birdenbire pembeleşti. Anladım ki annemin kanı başka bir boyuttan süte  süzülmüştü ve annemden çok benim canım yanıyordu süt içerken…
 
On ikinci yaş, becerilmek için erken bir yaş bence de; hiç olmazsa on beş, on altı felan olmalıydım! Bana tecavüz eden adam, yaşımdan büyük gösterdiğimi söyledi zaten!  Benim de  istekli olduğumu beyan etti ve bir de bütün sapıklar gibi iyi halden indirim aldı pişman olduğunu belirtirken ağlayarak…
 
Erik ağacı, erik ağacı
Eğme dallarını
Daha şarkılar söyleyeceğiz
Sil gözyaşlarını…
 
Ben yazdım, ben besteledim bu şarkıyı ve bu bölümü söylerken gözlerim doluyor. Ayık olan da, sarhoş olan da aynı soruyu soruyor; “noluyo lan!” Susuyorum ben karşımdaki hödüklere, üzerimdeki hödüklere, “bu kadın fahişe, cehennemde yanacak” diyen kadınlara, genç kızlara, kız çocuklarına. Susuyorum beni anlamayanlara ve Erik Ağacı`nı mırıldanıyorum içimden…
 
Erik ağacı, erik ağacı
Canın yanmayacak
Baltayı kovdum ormanımızdan
Sana kıymayacak…
 
Likör yapmayı öğrendim, kukla oynatmayı ve bilezik bozdurmayı. Birçok bileziğim oldu ve hepsini bozdurdum. Bir bilezik niye bozdurulur; bazen ameliyat olması gereken barınaktaki bir köpek için,  bazen evden atılmış bir travesti için, bazen gökyüzüyle benimle bir dans eden bir deli için. Fahişeliğimi hoş göstermek gibi bir çabam yok; can`dan gelip, can`a gidenim. Ya siz; siz nesiniz?
 
Boşaldıktan sonra milliyetçiliğin değerini anlatanlar mı dersiniz, Marksizmdem bahsedenler mi dersiniz, “emekçisin sen, ama bilinçli değilsin” diyenler mi dersiniz,  “kadınlar kocalarını hoş tutmuyor bacım, yoksa yaptığım dinen caiz değil” diyenler mi dersiniz…
 
Erik ağacı, erik ağacı
Kıştan korkma sakın
Seni içime alacağım ben
Baharlar çok yakın…
 
Bir erik ağacıyla sesleniyorum  geceleri gökyüzüne; gökyüzü küçülüyor ve yanıbaşıma geliyor. Dans ediyor benimle. “Gece üçten sonra hiç kimsenin umurunda değilim” diyor bana kederle. Evsiz çocuklar, travestiler, deliler; -ailem olur kendileri-, gülümsüyorlar gökyüzüne; “biz en çok gece üçten sonra seyrediyoruz seni” diyorlar. Gökyüzü dansa kaldırıyor beni; hep beraber dans ediyoruz biz incitilenler. “Ben de çok incitildim” diyor gökyüzü.  Siz hiç gökyüzünün yaşlarını sildiniz mi mendilinizle…
 
Dokuz yaşındayken öldü ruhumdaki kız çocuğu;  ah, nasıl bir sızıydı onu  bir erik ağacına karşı toprağa vermek, otuz yaşındaki bir fahişenin gökyüzüne doğru mırıldandığı ninnileriyle…
 
Yazar : Ergür Altan

Daha fazla zaman kaybetmek, daha çok yalnız geceyi beraberinde getirir. Ne siz yalnız kalın ne de ben.

whatsapp-button-e1550091652521.png

Bu konuyu yazdır

  Derviş’in Kavalı ve Felsefe Dersleri
Yazar: meryemle_sohbet - 02-13-2019, 23:27 - Forum: Felsefe - Yorum Yok

Derviş’in Kavalı ve Felsefe Dersleri

Bugün eşimin ellinci ölüm yıl dönümü. Evliliğimizin üçüncü yılında, henüz yirmi yedisinde soluverdi canı bir tanemin. Bir evlat emanet etti bana, oğlumu. Ailem, dostlarım, komşularım birçok kez baskı yaptılar evlenmem için. Evlenmedim. Elli yıldır özlemimdeki sırlı güzelliktir eşim. Can yoldaşımı çok özlüyorum ve ona bir mektup yazdım bugün. Kendimden, oğlumdan, güzel günlerden, hoş hatıralardan bahsettiğim bir mektup. O mektubu paylaşacağım sizinle ve mektubumun bitiminde kaval çalacağım  eşimin o güpgüzel ruhuna doğru…

Can Yoldaşım,

Bir haftalığına oğlumuzun yanına gitmiştim İstanbul`a. Bugün döndüm köye. Yolda yazdım sana bu mektubu. Şimdi mezarının başında okumak istiyorum. Biliyorum ki, bütün zamanlardan ve bütün mekanlardan gören ve duyansın beni sen; evimizden, bahçemizden, oğlumuzun yanından , yeryüzünden ve gökyüzünden duyumsayansın ruhumu. 

Oğlumuz profesör oldu geçen ay, felsefe profesörü. Benim kadar sen de gurur duymuşsundur eminim. “Babacığım seni her davet edişimde reddediyorsun; ama bu sefer beni kırma lütfen. Üniversitede dersime girmeni çok isterim” dedi. “Peki” dedim, “otururum bir kenarda.” “Hayır babacığım” dedi, “kürsümde sen oturacaksın ve sohbet edeceksin öğrencilerimle. “  Şaşırdım. “Oğlum, ne konuşabilirim ki öğrencilerinle?” dedim. “Felsefe üzerine elbette” dedi, “onlar soracak, sen cevaplayacaksın.” Kızdım. Dedim, “senin gibi tahsilli değilim ben, aklım ermez senin ilmine. “ “Kıracak mısın yine oğlunu?” dedi sitemle. Sana baktım, senin duvardaki fotoğraflarına, -hele kucağında oğlumuzun olduğu fotoğrafa-. Seslendin o fotoğraftan bana, “git Derviş`im” dedin, “benim hatırıma, oğlumuzun hatırına git canım benim.” Yıllardır köyünden çıkıp  ilçeye bile gitmeyen ben, oğlumuzun yolladığı biletle, on saatlik yola, İstanbul`a gittim.

Otogarda karşıladı beni oğlumuz. Nasıl özlemişim bir bilsen. Sımsıkı sarıldım ona. Oğlum annesi koktu, sen koktun o anda. Evinde ağırladı beni, -gelinimiz demeyeceğim kesinlikle- kızım ve torunlarımızla. Daha evine giderken sordum arabada, “öğrencilerin biliyor mu dersine gireceğimi?” “Evet babacığım” dedi. “Nasıl anlattın onlara beni?” dedim. Gülümsedi. “Bir köylüm gelecek ve sizinle felsefe sohbetleri yapacak dedim”. “Niye söylemedin baban olduğumu?” dedim. “Sana torpil geçmelerini istemedim, çatır çatır sorular soracaklar sana!” dedi. Aldı beni bir tedirginlik. “Bilmez misin, cahilim senin yanında oğlum” dedim. “Sen benim yalnızca babam değilsin, hocamsın” dedi oğlumuz. Eve vardığımızda kızımız, torunlarımız hep moral vermeye çalıştı bana. Kızımızı ve torunlarımızı da çok özlemişim.  Ah, o tedirginlik işte; gece uyuyamadım, gözlerimi bile yummadım neredeyse. 

Oğlumuz kavalımla gelmeni söylemişti. “Olur” demiştim, “kaval çalışımı özlemiştir. “ Ertesi sabah üniversiteye gitmek için hazırlanırken,  “kavalını da al babacığım” dedi. “Öğrencilerine kaval mı çalacağım?” dedim.  “Sen sustuklarını kavalında dillendirensin” dedi. “Rezil olacağım bugün” dedim. “Hayır babacığım” dedi, “her şey çok güzel olacak…”

Vardık üniversiteye. Beni arkadaşlarıyla tanıştırdı oğlumuz; profesör, doçent, asistan arkadaşlarıyla. Öyle mahcup oldum ki el sıkışırken. Bir şey dediklerinde, sesim titredi konuşurken. Fısıldadı kulağıma oğlumuz, “benim hatırıma ve annemin hatırına” dedi, “lütfen rahat ol babacığım.” 

Koluma girdi oğlumuz ve sınıfına geçtik. Gülümseyerek karşıladı bizi gencecik çocuklar. “Size bahsettiğim köylüm” dedi oğlumuz, “Derviş Amcanız bizimle olacak bugün.” “Hoş geldiniz” dediler.  “Bugün aranızda oturacağım” dedi oğlumuz, “Derviş Amca kürsüde yer alacak.” Yüzümün kızardığını, hatta yandığını hissettim kürsüye yönelirken. “Önde bir yere otur bari” dedim usulca, “bir şey olursa yardım edersin bana”. Gülümsedi, omzuma dokundu hafifçe ve en arkada bir yere oturdu hınzır!

Ön sıradan bir öğrenci dedi ki kürsüdeki bana, “sizinle felsefe üzerine konuşabileceğimizi, her şeyi sorabileceğimizi söyledi hocamız.”  Çekinerek dedim, “vakıf değilim felsefe ilmine, ama bildiğim bir şey olursa söylerim.” Gülümsedi hepsi, içtenlikliydi gülümsemeleri. “Köyde yaşıyormuşsunuz” dedi bir öğrenci, “anlatsanıza köyünüzü”. “Bizim oralarda gökyüzü daha hür” dedim, “yıldızlar daha bol.” “Eminim ki öyledir” dedi bir başka öğrenci, “İstanbul`da gökyüzü bile tutsak.” Bir ferahlık süzüldü ruhuma. “Buğday ekerim ben” dedim. “Bir buğday tanesinde ne görüyorsunuz?” diye sordu biri.  “Emeği görürüm “ dedim. “Emeği ekinde gördüm ömrüm boyunca; ekin ektikçe huzur buldum, ekmeğimi kazandım ve ektiğim buğdaylarla hem doydum, hem doyurdum.” “Derviş Amca, sen ne güzel bir insansın” dedi bir başkası. “Sağolasın” dedim, “hepimiz can`ız ve hepimiz güzeliz.” Aynı öğrenci,“sana  ironik bir  soru sormak isterim” dedi. İronik ne demek bilmiyorum. Dedim içimden “başlıyor bilmediğim yerlerden sorular gelmeye!” “Kaç sorusu olabilir bir kedinin?” dedi.  Torunlarım geldi gözümün önüne, “onlar sorsa bu soruyu, ne derdim acaba?” diye düşündüm.  Bütün gençler merakla bana bakıyor. Göz gezdirdim sınıfa, dedim ki, “sokak kedisinin sorusu olmaz hiç, ev kedisinin de cevabı...” “Derviş Amca, süpersiniz” dedi biri. “Müthiş cevaptı” dediler. “Ben de bir ironik soru soracağım” dedi bir genç.  O kadar tedirgin olmadım bu sefer!  “Bir balık mı yaşamımız kuş olmaya hüküm giymiş?” dedi. Torunlarımızı düşündüm yine. Onların her muzır sorusuna, aynı muzırlıkta cevap verişimi. “Kuş olamayacağını anlayınca uçanbalık olmuş bir yaşamımız var belki de” dedim. “Alkışlıyorum sizi” dedi soruyu soran öğrenci. “Helal olsun Derviş Amcaya” diyenler, “harikasınız amcacığım” diyenler… Felsefe akımlarından, düşünürlerden soru sormadılar bana. Biri dedi,  “çok güzel kaval çalıyormuşsunuz, bize kaval çalar mısınız?” “Eşimi kaybettikten sonra öğrendim kaval çalmayı” dedim. “Kaval ne ifade ediyor sizin için?” dediler. “Sevgiyi ifade ediyor” dedim; “eşimin sesi, nefesi, ruhu kavalımın tınılarında dolaşıyor her üflediğimde.”  “Bize eşinizi anlatır mısınız kaval çalarak?” dedi bir genç.  Demedim bir şey. Çıkardım kavalımı kılıfından. Yanı başımda seni gördüm sanki. “Çal Derviş`im” dedin bana, “benim için üfle kavalına bir tanem…”  “Gel gör beni aşk neyledi”; ne çok severdik Yunus`un mısralarını değil mi… Onu çalarken öğrenciler de eşlik etti bana…

Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne akilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi…

Bitiremeden ezgiyi, gözlerim doldu, nefesim ıslandı… Baktım, çocukların da gözleri dolu dolu olmuş.  Yanıma geldiler, “eşini çok sevmişsin Derviş Amca” dediler. “Seviyorum” dedim. “Can olana ölüm yok  ki; bedenimiz çürüse de sevgimiz taptaze dolaşacak yeryüzünü, doğayı, evreni…” Sevgiden konuştuk, aşktan, umuttan… “Aşkı tarif etsenize” dediler. “Aşk” dedim, “zemheride bile kelebek olmaya heveslenmektir.” “Kelebeğin ömrü üç günlük” dediler, “üç günlük dünyadayız zaten” dedim. Hiçbiri sırasına dönmedi, hepsi yanımda yöremde. Oğlum geldi en arka sıradan. “Müsaade eder misiniz?” dedi. Çekildiler geçebilmesi için. “Derviş Amcanız benim babamdır, ama babam olduğu kadar hocamdır da. “ Şaşırdılar. “Elinizi öpmek isterim hocam” dedi oğlumuz. “Estağfurullah oğlum” dedim, “ben senin elini öpmeliyim asıl.” Kavradı elimi oğlumuz, öpüverdi saygıyla. Sarıldık birbirimize. “Sizin hocanız bizim de hocamızdır” dedi bir öğrenci. Bir de baktım, hepsi sıraya girmiş elimi öpmek için. Oğlumuz dedi ki, “felsefe, sevgiye  ulaşmak için bir köprüdür; babam da bir köprü işte görüyorsunuz.”  “Derviş Hocanın üflediği kaval bana çok şeyi sorgulattı birkaç dakika içinde” dedi bir öğrenci. Bana “hoca” denmesi, ah nasıl mutlu etti beni. “Neyi sorguladın?” dedi oğlumuz. “Doğadan ne çok uzak düştüğümüzü sorguladım” dedi, “ne çok hırsımızın, kibrimizin olduğunu sorguladım.”  “Derviş Hoca aşmış” dedi bir başkası, “annenizden bahsederken gözleri ışıl ışıl” dedi. “Derviş Hocamın sayesinde profesörüm” dedi oğlumuz. Duygulandım.  “Estağfurullah hocam” dedim. “Ama ondan başka bir şey daha öğrendim”  dedi. “Karıncayı incitmeyenlerden değil, bir çay kaşığı şekeri karıncadan esirgemeyenlerden olmayı öğrendim. İyi bir insan olmanın ötesinde, can olmayı, can`a kıymet vermeyi öğrendim.” Yanıma sokuldu yine. “Teşekkür ederim babacığım” dedi, “sana ve anneme çok teşekkür ederim…” Bütün öğrenciler alkışladı bizi.  Oğlumuzla, çocukluğunda,  karıncaları doyurmak için, karıncaların yollarına koyduğumuz toz şekerleri anımsadım… “Karıncalar…” dedim.  Tutamadım kendimi, hıçkıra hıçkıra ağladım, dakikalarca hem de…  Sarıldı bana yine oğlumuz, o sıcacık gençler sarıldılar sımsıkı. Korkarak girdiğim sınıftan sevinç gözyaşları içinde çıktım. Hatıra fotoğrafları çekildik hep beraber. Arabaya binene kadar, hatta araba hareket edip de gözden kayboluncaya kadar alkışladılar bizi ardımız sıra. Beni çok sevdiler karıcığım…

“Sana bir hediye almak istiyorum” dedi oğlumuz. “Üzerindeki montu ver” dedim. “Sana yeni, daha kalın bir mont alayım babacığım” dedi. “Hayır” dedim, “seni her kokladığımda annenin kokusunu da alıyorum ben. Montunu giydikçe hem sen yanımda olacaksın, hem de annen.” Demedi bir şey. Üzerimde oğlunun montu var şimdi. Bir giyside canımdan parçalar, kokular, dokular saklı…

Oğlumuz, yazdığı felsefe kitaplarını, tezlerini, makalelerini koydu çantama. Onun yazdığı kitaplara, emeğinin olduğu dergilere dokunmak, sana dokunmak gibi bir tanem. Oğlumuz bizim emeğimizdi, sevgimizdi, umudumuzdu. Onun felsefeye serpilen emeğini,  sevgisini, umudunu okuyacağım  her gece ve aşk`ı ,-öz`ümdeki felsefeyi-  yollayacağım kavalımın tınılarıyla sana…

Seni sevmek başlı başına bir felsefeymiş can özüm; seninle yan yana geçen zamanlarımız, bitmesini istemediğim felsefe derslerimmiş benim. Ah, o dersler ki aşk`a erdirdi beni.  Ah güzel kadın, ah sevgili karıcığım, minnettarım varlığına…

Yazan: Ergür Altan

Daha fazla zaman kaybetmek, daha çok yalnız geceyi beraberinde getirir. Ne siz yalnız kalın ne de ben.

whatsapp-button-e1550091652521.png

Bu konuyu yazdır

  AKP'LİYE OY VERMEK MAHŞERDE BERAAT BELGESİYMİŞ
Yazar: Jiyan - 01-26-2019, 18:54 - Forum: Siyaset - Yorum Yok

Kutsal dinimizi siyasete alet edip kullanmak ne kadar ayıp bir durum.

Simdi bir kişi çok günahkar her şeyi yapacak ve kalkıp akp oy verince berat belgesi mi alacak ?
Bu allah'a şirk koşmak değil de nedir ?

Kuran-ı Kerim de ayetler net açık beli değil mi ? akp vekili bir an önce tövbe etmeli ve özür dilemeli
kurdu cümle çok çirkin bir ifade 2000 öncesi seneleri aklıma geldi yine aynı durum yaşanmıştı

AKP'LİYE OY VERMEK MAHŞERDE BERAAT BELGESİYMİŞ!
AKP Milletvekili İsmet Yılmaz partisinin Sivas Belediye Başkan Adayı Hilmi Bilgin'e oy isterken skandal ifadeler kullandı.
Yılmaz, AKP'liye oy vermenin ruzi mahşerde (kıyamet günü) beraat belgesi (kurtuluş) olacağını söyledi.

Bu konuyu yazdır

  Buda yeni moda tahliye sonra tutuklama
Yazar: Jiyan - 01-08-2019, 2:36 - Forum: Siyaset - Yorum Yok

Gündüz tahliye edilen erdem eren akşam hakkında tutuklama kararı çıkarıldı daha öncede bir çok kişi hakkında aynı olay yaşanması tuhaf bir durum değil mi tahliye ardından savcılık harekete geçiyor ve bir üst mahkeme tutuklama kararı veriyor.

Çağlayan'da bulunan İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 12 sanıklı davanın bugünkü duruşmasında mahkeme, Erdem'in adli kontrolle tahliyesine karar verdi.

Bu konuyu yazdır

  Hayvan Hakları evrensel bildirisi..
Yazar: M.Sidar - 01-05-2019, 21:44 - Forum: Evcil Hayvanlar - Yorum Yok

15 Ekim 1978'de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi

*Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.

*Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez.Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.

*Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.

*Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.

*Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.

*İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.

*Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.

*Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.

*Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.

*Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.

*Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.

*Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.

*Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.

*Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır.Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.

Bu konuyu yazdır

  ALKOL VE SİGARA YASAKLANSIN’ DEMİŞTİ
Yazar: Jiyan - 01-05-2019, 21:43 - Forum: Haber - Yorumlar (1)

Erkan Petekkaya verdiği bir röportajda Acilen satışı yasaklansın dediğiniz şey nedir sorusuna Alkol ve sigara diye yanıt vermişti.

Odatv’nin haberine göre, Erkan Petekkaya’nın 2011 yılından bu yana sahibi olduğu İstanbul Beykoz’da bulunan Mest-Et isimli restoranda ruhsata aykırı alkol satışı yapıldığı ortaya çıktı.

Söze gerek var mı ? her şey ortada.

Bu konuyu yazdır

  Tuz'un Bilinmeyen Faydaları..
Yazar: M.Sidar - 01-05-2019, 21:41 - Forum: Sağlık - Yorum Yok

Yâ Ali, Yemeğine tuzla başla, tuzla bitir. Onda 70 türlü şifa bulunur buyurmuştur. Yemeğine tuzla başlayan kimseden Allah Teala 70 derdi giderir.

* Tuz kokuşmayı ve mikropları önler.
* Tuz yakılır, elde edilen küller ile dişler fırçalanır ise dişleri parlatır.
* Tuz, bal ile merhem yapılır, cilde sürülür ise güzelleştirir, alerjiyi giderir. 
* Uyuza, kaşıntıya ve gut hastalığına karşı da faydalıdır. 
* Tuzlu su iltihaplı diş etlerini iyileştirir.
* Bir parça pamuk ile mantarlı tırnakların üzerine konulursa, mantarı siler yok eder.
* Tuz, zeytin yağına karıştırılır ise, yorgunlukta kaslara ve kaşıntılarda kaşınan bölgeye sürülür. 
* Sirke-tuz karışımı bir sıvı ile gargara yapılırsa diş eti iltihabını giderir.
* Tuzlu su ile gargara yapmak balgamı söker.
* Bal, zeytinyağı ve tuz merhem haline getirilir, çıbanlara sürülürse olgunlaştırır.
* Tuz, bal ve kuru üzüm merhem yapılır, çıban üzerine konursa iltihapları temizler iyileştirir.
* Şişkinliklere karşı bal ve tuz karıştırılır şişliğin üzerine konur.
* Tuz sirkeye karıştırılır, cilt tüberkülozun da sürülürse, yayılmasını önler.
* Tuz ve zeytinyağı karıştırılır, uyuza, yaralara, cüzzama, çiçek hastalığına sürülürse şifası görülür.
* Tuz ile ev tütsülenir, geriye kalan külleri alınarak iki bacağın arasından doğuya doğru atılırsa sihir ve nazar değmesine engel olur.
* Yemeğe tuz ile başlamak beyni geliştirir.
* Tuz kavrulur, ağrıyan mafsallara tatbik edilirse özellikle eklem romatizmalarında ağrıyı izale eder.

KAYNAK: İbn-i Sina El Kanun Fi't -Tıbb

Bu konuyu yazdır

  Selahaddin Eyyubi Kimdir?
Yazar: M.Sidar - 01-05-2019, 21:10 - Forum: Biyografi - Yorum Yok

Selahaddin Eyyubi

D3q7gv.jpg

(1138 Tekrit/ Irak-1193 Şam)
Eyyubî sülâlesinin kurucusu.




İslâm tarihinin en büyük kumandanlarından biridir. Babası, Musul atabeylerinin bir valisiydi. 15 yaşında Atabey Nurettin Zengi'nin kuvvetlerine katıldı; kumandan olarak ilk başarısını Nurettin Zengi'nin Mısır Seferi sırasında kazandı (1164-1169). 1169'da Mısır'da Fatımî halifesi Adid'in veziri oldu. 1171'de Fatımî sülâlesinin egemenliğine son vererek kendisini Mısır sultanı ilân etti. 

Fatımîler, Şiî mezhebine bağlıydılar. Selahattin daha çok politik önlemlerle Şiîliği yok ederek yerine Sünnîliği geçirdi ve Abbasî halifesi adına hutbe okuttu. 1174'te Nurettin Zengi'nin ölümü üzerine bağımsızlığını ilân etti. Kardeşlerinin yardımıyla Sudan, Suriye, Hicaz, Yemen vb. komşu ülkelere egemen olarak büyük bir İslâm devleti kurdu. Selahattin Eyyubî'nin başarıları Kudüs Haçlı Krallığı'nı ve koruyucusu Avrupa'yı tedirgin etmekteydi. Haçlılar bu endişelerinde haklıydılar. 

Selahattin Eyyubî 1182'de bir daha dönmemek üzere Mısır'ı terk ederek ömrünün geri kalan kısmını Haçlılar ile savaşmakla geçirdi. 1187'de Taberiye Gölü yakınlarındaki Hıttin'de Haçlı ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı. Bundan sonra Filistin'i işgal etti ve 2 Ekim 1187'de Kudüs'ü aldı. Bu başarılar üzerine Avrupa'da Üçüncü Haçlı Ordusu hazırlandı. Başını Almanya, İngiltere ve Fransa krallarının çektiği büyük bir kara ve deniz ordusu Filistin'e geldi. Haçlılar Akka Kalesi'ni kuşattılar (1189). Kaleyi savunan Müslüman kuvvetlerinin direnmeleri ve Selahattin Eyyubî'nin dışarıdan sağladığı destek nedeniyle Akka ancak 1191'de alınabildi. 

Ancak Selahattin Eyyubî, uyguladığı stratejiyle bu geçici yenilgiyi sonunda zafere çevirmeyi başardı. Uzun süren kuşatmalar ve çarpışmalar haçlı kuvvetleri üzerinde moral bozucu etkisini gösterdi; Akka'nın alınmasından sonra birçoğu Avrupa'ya geri döndüler. Geride kalanlar İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard'ın komutasında cesaretle dövüşmeye devam ettilerse de Selahattin Eyyubî kuvvetlerini yenemediler. 1192'de iki taraf arasında imzalanan barış antlaşmasına göre, Suriye'de dar bir kıyı parçası dışında, Kudüs de içinde olmak üzere bütün bölge Selahattin Eyyubî'nin yönetimine bırakıldı. Hristiyanların silâhsız olarak Kudüs'ü ziyaret etmelerine izin verildi. Selahattin zaferden kısa bir süre sonra Şam'da dinlenirken öldü. Eyyubî İmparatorluğu, kardeşleri, yeğenleri ve oğullarından hayatta kalanlar arasında bölüşüldü. Ancak hepsi Kahire'de oturan hükümdarı "en büyük hükümdar" olarak tanıdılar.

Bu konuyu yazdır

  Fizan Neresi?
Yazar: M.Sidar - 01-05-2019, 21:04 - Forum: Bunları Biliyor Muydunuz? - Yorum Yok

Fizan neresi, "Fizan'a kadar yolun var
sözü bakın nereden geliyor..

c8ea71f15d5e585acee70d6d5a58b6ba.jpg

Bu konuyu yazdır

  Bambu Ağaci..
Yazar: M.Sidar - 01-05-2019, 21:02 - Forum: Bunları Biliyor Muydunuz? - Yorum Yok

BAMBU ağacını Çinliler şöyle yetiştirir.

Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.Birinci yıl tohumda herhanhibir değişiklik olmaz.” Sulanır ve gübrelenir”

İkinci yılda da tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.”sulanır ve gübrelenir.

Üçüncü yılda yine tohumda bir değişiklik olmaz.Sabirla sulanır ve gübrelenir.

Dördüncü yılda da her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.

Beşinci yılda da Çinliler yine büyük bir sabırla bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

Bambu ağacı 27 metre boyuna altı haftada mi yoksa beş yılda mı ulaşmıştır.?

SÖZÜN ÖZÜ
“Genelde insanlar başarılı insanları gördüğünde o verim alınan son altı haftayı görür ama o altı haftayı oluşturan önceki beş zahmetli yılı görmez veya çoğu kişi o altı haftaya ulaşacak beş yıl zahmetini çekmez , sabredemez...”

Bu konuyu yazdır